Dolar : Alış : 3.5444 / Satış : 3.5508
Euro : Alış : 4.1286 / Satış : 4.1360
HAVA DURUMU
hava durumu

Tunceli35°CSıcak

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 17 Kategoride 3238 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Tarih Kürdistan’dan Başlar!. .

14 Temmuz 2017 - 37 kez okunmuş
Ana Sayfa » Kültür-Sanat»Tarih Kürdistan’dan Başlar!. .
Tarih Kürdistan’dan Başlar!. .

Kürtlerin tarihini bilenler bırakın Sümerler dönemini günümüzde bile bir çok değişik özelliklere sahip kabilelerden ve değişik lehçelerden oluşan bir dil konuşan bir halk olduğunu göreceklerdir.
Nuh Tufanı, Sümerler ve Hititler

“Yunan medeniyeti de hicret eden Kürtler’in kurduğu bir medeniyettir. Kürtlerin Yunana gitmeleri ile başlamıştır. Hepsinden önemlisi ve açıkçası çağdaş Amerikan medeniyetidir. Çok ilginçtir, hiçbir zaman Dicle ve Fırat arasındaki yörede Beynen Nehreyn’den Batı söz etmiyor. Çünkü bundan söz ederse geliştirdiği bütün nazariye bir anda boşa çıkacaktır. Oysa bütüncü bir gelişme seyri vardır. Daha önce dediğimiz gibi Yunan medeniyetinin kaynağı Kürtlere dayanır. Kürtler iki nehir arasında yaşamaktadır. Mezopotamya, dünyanın kültür, medeniyet ve felsefenin merkezidir. Riyazî bilimlerin ilk gelişme gösterdiği yer bu iki nehir arası bölgedir. ” Dr. Ali Şeriati

Yazıya bu alıntı ile başlamamın nedeni yazdıklarımızı ve bizi ciddiye almayanlara karşı hiç kimsenin reddedemeyeceği bir referansla başlama isteğimizdir. Dr. Ali Şeriati İslam dünyasının önemli entelektüellerinden birisidir.

Yunan kültürüne geleceğiz fakat en başa dönelim.

Nuh Tufanı ile başlayalım. Tufanla ilgili bütün işaretler ve tufan sonrası bütün veriler tufanın Kürdistan’da ortaya çıktığını ve tufan efsanesinin bütün kültürlere ve dinlere buradan yayıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Tufanın asıl kaynağı “Gılgamış” destanıdır.

Destanda tufanın kopacağı ve buna tedbir olarak birisinin gemi yaptığı uzunca bir bölümde anlatılmaktadır.

Sümerler ve Sümerce 20. yüzyılda icat edilen ve ortaya atılan bir kavim ismidir. Nereden geldikleri bilinmeyen ve birdenbire Mezopotamya’da dönemine göre en üst seviyede bir medeniyet inşa eden ve geldikleri gibi nereye gittikleri de bilinmeyen bir kavim olarak anlatılan ve adına Sümer denilen kavim Yukarı Mezopotamya’dan gelen Kürtlerin bizzat kendileridir.

Kürtlerin tarihini bilenler bırakın Sümerler dönemini günümüzde bile bir çok değişik özelliklere sahip kabilelerden ve değişik lehçelerden oluşan bir dil konuşan bir halk olduğunu göreceklerdir.

Bakın özellikle Türk tarihçileri Sümerleri Türklerle ilişkilendirmek için zorlayarak bazı kelimelerin ortak olduğunu iddia etmektedirler.

Peki Sümerce diye bilinen dilin özellikle en eski Kürtçe lehçeleriyle benzerlikleri, dilin yapısı ve diğer kültürel özellikler incelenmiş midir?

Dolayısıyla arkeologların ve tarihçilerin bir türlü içinden çıkamadığı problemi çözelim Sümerler diye “ayrı” bir kavim hiçbir zaman olmamıştır ve hiçbir tablette kendilerine “Sümer” adını takmamışlardır. Bu kavim Yukarı Mezopotam’dan Aşağı Mezopotamya’ya giden Kürtlerden başkası değildir. Ve tarihten de silinmemişlerdir. Tam aksine Mezopotamya uygarlığının içerisinde hala yaşamaya devam etmektedirler.

İşte Gılgamış Destanı ve Tufan mitolojisi tamamen Kürdistan kaynaklıdır.

Sadece Tufan değil aynı zamanda “ölümsüzlük” mitolojisi ve “iksiri” de Kürdistan kaynaklıdır.

Tarih Kürdistan’da Başlar!. .

Tarih şimdilik kaydıyla “Sümer’de” başlıyorsa, o zaman doğru tabir şu olmalıdır “tarih Kürdistan’da başlar”…

Gelelim Nuh Peygambere ve tufana…

Yine hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir kaynağa başvuralım…

Kürtler’in tarihinin Hz. Nûh ve Tufan’la başladığını iddiâ eden isimlerden biri de, 20. yy’da İslam dünyasının yetiştirdiği en büyük düşünürlerden biri olan Pakistanlı ünlü İslam âlimi Mewlânâ Ebû’l- Âlâ el- Mevdudî (1903 – 79)‘dir. ÜstâdMevdudî, hem başyapıtı olan 7 ciltlik “Tefhîm’ul- Qûr’ân”adlıeserinde, hem de diğer kitaplarında, Nûh Tufanı’nın Kürdistan’da gerçekleştiğini belirterek Kürtler’in tarihini buradan başlatır. (Bkz. Ebû’l- Âlâ el- Mevdudî, Tefhîm’ul- Qûr’ân, Hûdsûresi tefsiri ve Araf sûresi tefsiri / ayrıca bkz. Ebû’l- Âlâ el- Mevdudî, Tarih Boyunca Tevhîd Mücadelesi ve Peygamber’in Hayatı) (Aktaran İbrahim Sediyani)

Mevdudi kolay kolay yabana atılacak birisi değildir. Şöyleki Kuran tefsiri olan “Tefhimu’l Kur’an” şimdiye dek en çok satılan ve okunan kuran tefsiridir dünyada.

Gelelim maddi kanıtlara…

Geminin “Cudi” dağına oturduğunu bizzat Kuran belirtmektedir.

Cudi –“Yer bulmak” anlamına gelmektedir Kürtçe’de…

Halk arasında geminin Cudi Dağı’nın “Sefine” Tepesinde karaya oturduğuna inanılmaktadır. Bu yüzden burası günümüzde bile “ziyaret” olarak bilinmekte ve ziyaretçiler tarafından gidilmektedir.

Bu tepeye Süryaniler “Geminin Manastırı” adıyla bilinen bir tapınak inşa ederler.

Yine Süryaniler Cudi Dağı’na “Ture Kardu” Kürtlerin Dağı derler.

Sefine ise “Gemi” anlamına gelmektedir.

Devam edelim teologlar ve tarihçiler ve hatta Kuran’a göre gemide 80 insan bulunmaktaydı.

Gemiden çıkan insanlar “Heyşteyan” (Seksenler) adıyla bir köy kurarlar ve bu köy hala bu isimle Şırnak’a bağlı olarak bulunmakta ve yaşam devam etmektedir.

Nuh Peygamber’in mezarı Cizre’dedir ve ziyaretçiler tarafından ziyaret edilmektedir.

Cizre’nin bir mahallesinin ismi Nuh bir diğeri de Yafes’tir. Yafes Nuh Peygamber’in üç oğlundan birisinin ismidir.

Şırnak’ın gerçek ismi “Şehr-i Nuh”tur.

Süryaniler Şırnak’a “Şera Nuh” yani “Nuh’un İstirahatgahı” derler.

Cizre surları gemi biçimindedirler.

Normal koşullarda arkeologlar ve tarihçiler küçük bir çanak-çömlekten çok büyük teorilere ve sonuçlara ulaşmayı bilirler.

Peki yukarıda yazdığımız ve kalıntıları hala günümüze kadar gelen Nuh Tufanı ile ilgili bu kadar “maddi” kanıta rağmen neden bu sonuçlara ulaşmayı denemiyorlar?. .

Cevap kesinlikle Kürdistan’ın kendi tarih yazımının şu veya bu nedenle “ihmal” edilmesi veya egemenlerin “resmi tarihinin” bizlerin kafasında çok fazla yer almasından kaynaklanmaktadır.

Bazı araştırmacılar geminin Ararat Dağı’da yani “Agiri” yani Ağrı Dağı’nda karaya oturduğunu iddia etmektedirler.

Bu tamamen Ararat Dağı’nın Ermenistan’a ait olması temelinde dillendirilen bir teorinin yansımasıdır.

Sabrederseniz Ermenilere de ileride geleceğiz.

Sümerler nasıl Yukarı Mezopotamya’dan gidenlerse, peki yüzyıllarca birlikte yaşadığımız Ermeniler kimler oluyor?. .

O zaman biraz daha geriye gidelim…

Önce Hititler!. .

Klasik tarih anlatımı tıpkı Sümerler gibi Hititlerin M, Ö 2000 yıllarında Anadolu’da büyük bir medeniyet inşa ettiklerini ve zamanla tarih sahnesinden çekildiklerini iddia etmektedirler.

On puanlık soru soracağım herkese…

Sümerler, Akadlar, Babilliler, Asurlar, Elamlar ve Hititler nereye kayboldular?. .

Bu kadar büyük uygarlıklar ortaya çıkaran kavimlere ne oldu?. .

Ve klasik tarih anlayışına göre bunlardan çok daha geri bir uygarlığa sahip olan Kürtler nasıl olur da hala tarih sahnesinden çekilmediler de o anlı-şanlı uygarlıklar tarihten kayboldu?. .

Bırakın çok derin teorileri normal bir halk diliyle lütfen cevap verin…

Neden bu uygarlıkların hepsi yok oldu da Kürtler hala tarihteki yerlerini devam ettirmektedirler?. .

İşte nedenini söyleyelim…

Boşuna tarih Kürdistan’dan başlar diye başlık atmıyorum…

Bu değişik isimlerle adlandırılan ve sanki değişik uygarlıklar gibi aktarılan bütün bu kavimlerin kökeni Kürdistan’dır.

Bu kavimlerin hepsi Kürdistan’dan etrafa yayılmışlardır.

Neden eski kavimlerin hiçbirisinin dili “Aramice” hariç günümüzde konuşulmamaktadır fakat Kürtçe hala canlılığını korumaktadır.

Anlatalım o zaman!. .

Bütün eski kavimlerin dillerinin kökeni Kürtçe’dir.

Ama tek bir Kürtçe’den bahsetmiyorum.

Kürtçe’nin lehçeleri ve şivelerinden bahsediyorum…

Herkesin doğru bildiği bir yanlışı da hemen düzelteyim…

Kürtler etnik olarak Perslerden ve dil olarak Farsça’dan gelmemektedirler.

Tam tersine Persler Medlerden ve Farsça’da Kürtçe’den gelmektedir.

Uzun lafın kısası Mezopotamya topraklarında yaşayan eski kavimlerin tamamı Kürtlerin akrabalarıdır ve tarih sahnesinden çekilmemişlerdir.

Dilleri ve kültürleri evrilerek değişik kavimlere dönüşmekle birlikte bu eski kavimlerin “Kadim torunları” en çok günümüzde hala Kürdistan topraklarında yaşamaktadırlar.

Asuriler, Ermeniler, Süryaniler, Keldaniler, Ezidiler, Zerdüşler, Aleviler ve daha niceleri günümüzde neden en çok Kürdistan topraklarında yaşamaktadırlar?. .

Sadece Kürtlerin dil, din ve mezhep alanındaki “hoşgörüleri” ile bu durum açıklanamaz.

Çünkü bu kavimlerin hepsi aslında “bizimkilerdir”…

Ve aslında kendi topraklarında yaşamaya devam etmektedirler.

Hititler konusuna gelecek olursak…

Diyelim ki klasik tarihin anlattığı gibi Hititler diye bir uygarlı yaklaşık 2000 yıl Anadolu’da varlığını sürdürdü ve sonra tarih sahnesinden ayrıldı.

Peki bunların komşuları kimlerdi?. .

Doğu ve Güney komşuları günümüz Kürdistan toprakları değil mi?. .

Üstelik Hititlerde tıpkı Sümerler gibi 20. yüzyılda ortaya çıkarılmış bir uygarlıktır.

İşte bütün sorun burada başlamaktadır.

20. yüzyılda ortaya çıkarılan bu uygarlıklar Kürdistan tamamen yok sayılarak bir yerlere “eklemlenmeye” çalışılmıştır.

Akadlar Araplara, Zerdüşt dini Perslere, Babilliler yine Araplara, Asurlura sahip çıkan olmamıştır, Sümerlere en çok Türkler sahiplenmekte Hititler ise “kimsesiz” kalmışlardır.

Çok önemli bir hatırlatma yapacağım…

Bizler yani Kuzeyliler tarihi Türkçe okumaktayız.

Ve onlar kime ne derse bizde öyle deriz…

İşte bu bizim her şeyi onlar gibi anlamamıza ve yorumlamamıza neden olmaktadır.

Hitit ismini Türkçe bilmekteyiz. Veya bazıları hızını alamayıp “Eti” derler.

Atatürk saçma teorilerine kılıf uydurmak için “Eti” adıyla dev tesisler kurmuştur mesela.

Hititler kendilerine “Hitit” demiyorlardı…

Onların gerçek ismi “Hattilerdir”…

Şimdi sıkı durun!. .

Herkes kafasındaki Kürdistan haritasını önce gözden geçirsin ve lütfen “genişletsin”…

Neden mi?. .

Çünkü “Hattiler” bizleriz…

Yani bizim atalarımızdır.

Yani İç Anadolu’ya yerleşen ve orada “muhteşem” bir uygarlık tesis edenler bizimkilerdir.

Hatti ismi Kürtçe’de “gelenler” anlamına veya “geldiler” anlamına gelmektedir. Veya “gelenlerin ülkesi” de denilmektedir.

Peki kim bu gelenler? Ve sonra nereye gittiler?. .

Hattiler Kürtlerin Anadolu’da kurdukları en önemli uygarlıklardan bir tanesidir.

Biraz daha temellendirelim…

Hattiler Kuzey’den gelen saldırılar sonucu İç Anadolu’dan çıkarılınca şimdiki Gaziantep bölgesinde daha küçük bir uygarlık olarak 700 yıl daha yaşamaya devam ederler.

Şimdi klasik tarih anlatımı olarak eski kavimlerin “ortadan kaybolması” teorisi mi size daha mantıklı geliyor yoksa bu uygarlıkların Kürdistan’da hala varlıklarını sürdürmesi mi daha mantıklı geliyor?. .

Hattilerin bilinen önemli krallarından birisinin ismi “Hattuşili” dir. Yani “yağmuru getiren adam”…

Yetmediyse devam edelim…

Dünyanın en eski yazılı şarkısı “Kürtçe’dir” ve bu şarkıyı Hattiler yazmıştır.

Sümer ve Hitit tabletlerinin dili Kürtçe’nin eski lehçelerinin dilidir.

Ve iddia ediyorum arkeologlar ve dilbilimciler bu tabletleri okuma-yazma bilmeyen Kürt yaşlılarına okusunlar bizim yaşlılarımız hemen o tabletlerde yazılanların önemli bir kısmının anlamını onlara hemen söylerler. Araştırmacılar yıllarca boşuna bu tabletleri çözmek için o kadar kafa yordular. Çünkü kafalarında Kürdistan tarih yazımı bilinci olmadığı için Kürtçeyle bu tabletleri karşılaştırma gereği duymadılar ne yazık ki!. .

Daha ne diyelim!. . .

Kaynak http://www.nerinaazad.net/tr/columnists/muazzez_baktas/tarih-kurdistandan-baslar

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler : ,

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar